MENÜ
Hakan Erkan KARATAŞ
Hakan Erkan KARATAŞ
yildiz2@hatayyildizgazetesi.com
Yazı 815 defa okundu.

MANEVİYAT DEĞİL PROPAGANDA

Dünya değişiyor, insanlar basitleşiyor diyorduk ama galiba mesele daha derin: Biz, en mahrem ve en saf kalması gereken manevi değerlerimizi, siyasetin kirli dişlileri arasında öğütüyoruz. Özellikle Ramazan ayı geldiğinde; iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyaset arenasının büründüğü o "hayırsever" maskesi, artık yüzlerde iğreti duruyor.

​İsrafın Gölgesinde "Hayırlı" İftarlar

​İslam dini, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" derken; biz bugün binlerce liralık lüks otel menüleriyle, devasa protokol masalarıyla "sevap" kazandığımızı sanıyoruz. O parıltılı avizelerin altında, en pahalı hurmalarla açılan oruçların maneviyatı neresindedir?

​Siyasetçilerin birbirine gövde gösterisi yaptığı o şatafatlı iftar sofraları, halkın pazar filesini dolduramadığı bir iklimde sadece israf değil, aynı zamanda halkın aklıyla alay etmektir. Dinimizce haram kılınan israf, bugün "geleneksel iftar buluşması" adı altında meşrulaştırılıyor.

​İyiliğin Reklamı: İhlas mı, İlan mı?

​Gelelim o meşhur "ev ziyaretlerine"... Bir bakanın ya da bir belediye başkanının veya bir milletvekili iktidar muhalefet hiç fark etmiyor bir garibanın sofrasına konuk olmasında elbette beis yoktur; asıl sorun o sofranın arkasına asılan parti afişlerinde, flaşlar patlarken uzatılan yardım kolilerinde.

​İslam ahlakında kural nettir: Sağ elin verdiğini, sol el görmeyecek. Ancak bugün bırakın sol eli; sosyal medya takipçileri, ana haber bültenleri ve tüm Türkiye o yardımı görüyor. Yardım edilen kişinin mahcubiyeti, siyasetçinin "halkla iç içe" imajına meze ediliyor. Bu, yardımlaşma değil; yoksulluğun üzerinden yapılan bir siyasi pazarlamadır. Maneviyat, seçim kampanyasının bir alt başlığı haline getirilemez.

​Ramazan: Arınma mı, Propaganda mı?

​Belediyelerin "etkinlik" adı altında panayıra çevirdiği, siyasi nutukların atıldığı meydanlarda Ramazan’ın o sessiz ve derin ruhu çoktan kayboldu. Milli Eğitim’den yerel yönetimlere kadar her kurum, bu kutsal ayı kendi ideolojik alanını genişletmek için bir fırsat görüyor.

​Özellikle çocuklar... O tertemiz zihinleri, yetişkinlerin siyasi hesaplarına alet etmek, bir genelgeyle maneviyatı "formatlamak" hangi vicdana sığar? Bırakın çocuklar dini, sevgiyi ve paylaşmayı; şov yapan siyasetçilerden değil, hayatın doğal akışından ve samimiyetten öğrensinler.

​Sonuç: Allah ile Aldatmak

​Eğer bir ibadet, içinde "gösteriş" (riya) barındırıyorsa, o artık bir kulluk görevi değil, bir halkla ilişkiler çalışmasıdır. Din, iman ve Allah kelamı; siyasetçilerin dilinde birer oy toplama aparatına dönüştüğünde, toplumdaki manevi çöküş de kaçınılmaz olur.

​Görüyoruz ki; sofralar büyüdükçe samimiyet küçülüyor, afişler çoğaldıkça bereket azalıyor. Artık çekin ellerinizi şu mukaddes değerlerin üzerinden. Ramazan’ı halka, ibadeti de sahibine bırakın.

Yazımı özetleyen çok güzel Azeri edebiyatının çok değerli bir şiiri ile tamamlamak istiyorum 

Diyor ki şair ..

Merhamet duygusu sende yoktursa,

Tuttuğun orucun ne manası var?

Sofranda yoksula yerin yoktursa

Bir ay aç kalmanın ne manası var?

 

Terazin tartıda eğri çeker ise,

Dilin zehir gibi kalp incitirse,

Elin rüşvet alıp rüşvet verirse,

O kıldığın namazın ne manası var?

 

Yalandan yemin edip al ver edenler,

Eşinden habersiz eğri gidenler,

Haksızdan pul alıp haklı edenler,

O hacca gitmenin ne manası var?

O hacca gitmenin ne manası var?

 

Haram parayla villa dikenler,

Yetimin hakkını bölüp yiyenler,

İftira atıp birini bedbaht edenler,

Ölünce Yasin’in ne manası var?

Ölünce duanın ne anlamı var?

 

Namaz da, oruç da esastı gardaş,

Vicdanlı olmaksa çetindi gardaş.

Esin insan olmak lazımdı gardaş,

Emelsiz Kur’an’ın ne manası var?

Emelsiz Kur’an’ın ne manası var?