6 Şubat felaketinin üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da Hatay başta olmak üzere deprem bölgesindeki acılar ve hak sahiplerinin yaşadığı derin mağduriyetler hâlâ tazeliğini koruyor. Çadır ve konteyner süreçlerinin ardından kalıcı konutların teslim aşamasına gelinmesi elbette umut verici. Ancak hak sahibi afetzedelerin sırtına yüklenmesi planlanan borçlandırma ve ödeme takvimleri, bölge halkı için yeni bir ekonomik çıkmazı beraberinde getirmekte.

Kamuoyuna yansıyan borç rakamları ve uzun vadeli ödeme planları yapısal bir çözüm gibi sunulsa da sahada her şeyini kaybetmiş vatandaşın sosyo-ekonomik gerçekliğiyle uyuşmamaktadır. Yaşanan benzersiz mağduriyet karşısında devletimizin şefkat ve sosyal devlet ilkesini işleterek bu konutları depremzedelere tamamen bedelsiz ve borçsuz şekilde teslim etmesi, hukuki ve vicdani bir gerekliliktir.
MÜLKİYET DEĞİŞİMİ VE ORTAYA ÇIKAN TABLO
Vatandaşlarımızın konut borçlandırmalarına karşı geliştirdiği haklı sitem, mülkiyet yapısında meydana gelen somut değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Depremden önce kendi tapulu, geniş arazilerinde müstakil ya da çok katlı evlerinde yaşayan vatandaşlarımız, yeni planlamalarla birlikte metrekare olarak çok daha küçük dairelere yerleştirilmektedir.
Bu süreçte hukuki ve mali açıdan dikkat çeken temel unsurlar ise şunlar:
ARSA PAYLARINDAKİ DEĞİŞİM
Deprem öncesinde vatandaşa ait olan geniş boş araziler, imar planlamaları ve rezerv alan uygulamaları kapsamında dikey mimariyle çok katlı yapılara dönüştürülmüştür. Bu durum, aynı parsel üzerinde eski duruma kıyasla çok daha fazla bağımsız bölüm üretilmesi anlamına gelmektedir.
MALİ DENGENİN SAĞLANMASI
Vatandaşın mülkiyet metrajı ve arsa payı küçülürken, aynı alanda üretilen fazla konutlar kamu stoğunda kalmaktadır. Dolayısıyla, arazinin optimize edilmesiyle üretilen bu artı değer, yapılan konutların maliyet yükünü kamusal düzeyde zaten önemli ölçüde hafifletmiştir.
TÜKENEN HAYATLAR VE SOSYAL DEVLET SORUMLULUĞU
Canlarını, ailelerini, işyerlerini ve tüm mal varlıklarını bir gecede yitiren, yıllardır zorlu iklim koşullarında konteynerlerde yaşam mücadelesi veren afetzedelerin, kendi eski tapulu arazileri üzerine inşa edilen bu yeni yapılar nedeniyle onlarca yıl borçlandırılması sosyal adalet ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
KARAR VERİCİLERE VE TBMM’YE KANUN TEKLİFİ ÇAĞRISI
Buradan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, hükümet yetkililerine, ilgili bakanlıklara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki tüm siyasi parti temsilcilerine açık, yapıcı ve insani bir çağrıda bulunuyoruz:
Yaklaşan seçim dönemi öncesinde bölge halkına sunulabilecek en adil ve kucaklayıcı müjde; deprem konutlarındaki borçlandırmaların tamamen iptal edilmesi ve tapuların hak sahiplerine bedelsiz olarak teslim edilmesidir.
Devlet, mücbir sebeplerle ve afetlerle sarsılan vatandaşının mülkiyet hakkını korumak ve onu eski refah seviyesine ulaştırmakla yükümlüdür. Hak sahiplerinin uğradığı metrekare ve arsa payı kayıpları, ancak konutların bedelsiz verilmesiyle hukuki bir dengeye kavuşturulabilir.
Deprem bölgesi halkı ödenmesi gereken en ağır bedeli zaten canıyla ve malıyla ödemiştir. Devletimizden beklentimiz; yasal bir düzenlemeyle bu ağır yükün mali külfetini de vatandaşın omuzlarından tamamen kaldırmasıdır. Anayasa'nın sosyal devlet ilkesi, hiçbir vatandaşın afet sonrasında borç sarmalına mahkûm edilmemesini gerektirir. Yaraları sarmak yalnızca beton binalar inşa etmekle değil; o binaların kapısını depremzedeye kaygısız, borçsuz ve başı dik bir şekilde açtırmakla mümkündür.
Şimdi, siyaset üstü bir iradeyle bu haklı talebe ses verme ve Hatay başta olmak üzere tüm deprem bölgesine gerçek bir "can suyu" olma vaktidir.
“İYİ GÜNLER” de buluşmak dileğiyle…