Bir zamanlar öğretmen; mahallenin en saygın insanlarından biriydi.

Aileler çocuklarına: “Öğretmenin ne diyorsa doğrudur.” derdi.
Bugün ise geldiğimiz noktada öğretmen; öğrenciden çok veliyle mücadele eder hale geldi.
Okul kurallarına uymayan, arkadaşlarına zorbalık yapan, öğretmenine saygısızlık eden çocukların davranışları velilere anlatıldığında artık birçok aile önce çocuğunu savunuyor.
“Benim çocuğum yapmaz.”
“Sen benim çocuğuma bağıramazsın.”
“Çocuğuma kızamazsın.”
Derken iş büyüyor…
Okul basan veliler…
Öğretmene saldıranlar…
Tehditler…
Hakaretler…
Ailesinin arkasında olduğunu gören öğrenci ise artık öğretmenden çekinmiyor.
Kuralların değil, güç gösterisinin geçerli olduğu bir düzen oluşuyor.
Okullar eğitim yuvasından çıkıp adeta psikolojik savaş alanına dönüyor.
Özellikle bazı özel okullarda durum daha da farklı bir hale geliyor.
“Parayı ben veriyorum.” anlayışıyla hareket eden bazı veliler, öğretmeni bir eğitimci değil çalışan gibi görmeye başlıyor.
Ama mesele sadece veli ve öğrenci meselesi de değil…
Öğretmenlerin ve okul yönetimlerinin hiç mi hatası yok?
Elbette var.
Eğitimi ticarete dönüştüren anlayış…
Öğrenciyi sadece müşteri gibi gören sistem…
Özel ders beklentileri…
Ek kitap baskıları…
Veliyi maddi yük altında bırakan düzen…
Bütün bunlar öğretmenin toplumdaki saygınlığına zarar veriyor.
Çünkü insanlar artık eğitimi kutsal bir görevden çok ticari bir alan gibi görmeye başlıyor.
Bugün yaşanan sorunların tek suçlusu ne veli…
Ne öğrenci…
Ne öğretmen…
Ne de okul yönetimi…
Asıl sorun; toplum olarak eğitimin ruhunu kaybetmiş olmamızdır.
Öğretmenin değersizleştiği yerde eğitim çöker.
Eğitimin çöktüğü yerde ise geleceği güçlü bir toplum ayakta kalamaz.