İnsan hayatında bazı hayal kırıklıkları vardır; gelmeden önce sezersin, yaklaşırken hissedersin, hatta taşın nereden geleceğini bile bilirsin.

Ama yine de yakıştıramazsın.
Çünkü insan, karşısındakini kendi karakteriyle ölçer.
Kendi yapmayacağı bir kötülüğü başkasına da konduramaz.
Kendi verdiği sözü tuttuğu için, herkesin sözünün arkasında duracağını sanır.
Kendisi vefalı olduğu için, vefasızlığı ihtimal olarak bile görmek istemez.
İşte insanı en çok da bu yanılgı yaralar.
Çünkü bazı insanları gözümüzde olduklarından daha büyük, daha temiz, daha güvenilir bir yere koyarız. Onların bize atacağı taşı değil, uzatacağı eli düşünürüz.
Sonra bir gün taş gelir.
Ve canımızı taşın ağırlığından çok, o taşı atan kişiye yakıştıramamak acıtır.
Fakat hayat insana zamanla önemli bir şey öğretir:
Herkesi kendi kalbinle değerlendirme.
Sen dürüst olabilirsin; herkes olmayabilir.
Sen vefalı olabilirsin; herkes olmayabilir.
Sen bir insanın zor gününde yanında durabilirsin; herkes senin zor gününde yanında durmayabilir.
Bu, insanlara güvenmemek gerektiği anlamına gelmez.
Bu, güveni hak edene vermeyi öğrenmek demektir.
Çünkü karakter, insanın kendisini anlatırken söylediği sözlerde değil; kimse görmezken yaptığı seçimlerde ortaya çıkar.
Ve bazen insanın hayatındaki en büyük ders, düşmanından değil, hiç beklemediği birinden gelir.
O gün üzülürsün.
Ama sonra anlarsın…
Bazı taşlar can yakmak için değil, kimin elinden çıktığını göstermek için atılmıştır.
Sen yine de kendin olmaktan vazgeçme.
Çünkü başkasının karakterindeki eksiklik, senin karakterini değiştirmesin.
Sen taş atmayı değil, yoluna devam etmeyi seç.
Başını eğmeden, kalbini kirletmeden, kimseye dönüşmeden…
Çünkü insanın asıl asaleti, kendisine yapılanı unutmasında değil; kendisine yapılan kötülüğün onu kötü birine dönüştürmesine izin vermemesindedir.
Bazı insanları kaybetmek kayıp değildir.
Bazen kaybettiğin şey, yalnızca onlar hakkındaki yanılgındır.
Ve insan, en çok da o yanılgıdan kurtulduğu gün büyür.