MENÜ

Herkes Unuttu Sanıyor; Oysa Biz Hâlâ 6 Şubat’ın Sabahındayız

Yayınlanma Tarihi : 17.08.2026 19:48 Bu haber 339 defa okundu

“Düzenine geri dön” diyorlar.

Paylaş Paylaş Paylaş
Herkes Unuttu Sanıyor; Oysa Biz Hâlâ 6 Şubat’ın Sabahındayız

Hangi düzen?

6 Şubat sabahı sadece binalar yıkılmadı. İnsanların hayat diye yıllarca ilmek ilmek ördüğü ne varsa bir gecede yerle bir oldu. Evler yıkıldı, aileler dağıldı, çocuklar annesiz, anneler evlatsız kaldı. Aynı sofraya oturan insanlar ertesi sabah birbirlerinin mezarını aradı. Bir ömür boyunca alın teriyle alınan eşyalar, saklanan fotoğraflar, düğünlerden kalan hatıralar, çocukların ilk oyuncakları, anne babadan kalan birkaç parça eşya… Hepsi bir enkazın altında kaldı.

Sonra bize “hayat devam ediyor” denildi.

Evet, hayat devam ediyor.

Ama bazı hayatlar kaldığı yerden değil, yıkıldığı yerden devam ediyor.

İnsan bazen “Her şeyimi kaybettim” der. Dışarıdan bakan için bu cümle yalnızca bir ev, bir araba, birkaç eşya anlamına gelebilir. Oysa insanın “her şeyim” dediği şey, çoğu zaman yaşı kadar biriktirdiği hayatıdır.

Otuz yaşındaysanız otuz yıllık, elli yaşındaysanız elli yıllık bir hikâyedir kaybettiğiniz.

Bir ev sadece dört duvar değildir.

O evin içinde çocuğunuzun ilk adımları vardır. Annenizin mutfaktan gelen sesi vardır. Babanızın oturduğu köşe vardır. Bayram sabahları vardır. Misafirlerin kahkahaları, aile tartışmaları, barışmalar, doğum günleri, duvara çizilmiş çocuk boyları, dolabın bir köşesine saklanmış eski fotoğraflar vardır.

Bir bina yıkıldığında bazen yalnızca beton değil, bir insanın geçmişi de çöker.

Bunu yaşamayanın anlaması kolay değildir.

Depremden sonra günlerce herkes oradaydı. Televizyonlar, yardım kampanyaları, sosyal medya paylaşımları, dualar…

Sonra kameralar gitti.

Gündem değişti.

Yeni haberler geldi.

Hayat başka insanların önünde yeniden normalleşmeye başladı.

Ama enkazdan çıkan insanların içinde bazı şeyler hiç normalleşmedi.

Bugün sokakta yürüyen, işine giden, çocuğunu okula bırakan, alışveriş yapan bir depremzedenin yüzüne baktığınızda sıradan bir hayat görebilirsiniz. Fakat bazı insanların içinde hâlâ o gece vardır.

Bir kapının sesi…

Bir sallantı…

Gece yarısı gelen küçük bir gürültü…

Bir telefonun cevap vermemesi…

Ve insan bir anda yeniden 6 Şubat’a döner.

Çünkü bazı felaketlerin takvimde bir tarihi vardır ama insanın ruhunda bitiş tarihi yoktur.

Yine de ayağa kalkıyoruz.

Çünkü mecburuz.

Çocuklarımız varsa onların gözlerinin içine bakıp güçlü olmak zorundayız. Kaybettiklerimizin ardından yaşamayı öğrenmek zorundayız. Ekmek almak, işe gitmek, faturaları ödemek, yeniden bir ev kurmak, yeniden bir sofraya oturmak zorundayız.

Belki de insanın en ağır imtihanı budur:

Kalbin bir yerde kalmışken bedeninle hayata devam etmek.

İnancımız bize dünyanın kalıcı olmadığını söyler. Malın, mülkün, makamın, hatta bedenimizin bile bir gün emaneti sahibine teslim edeceğini biliriz.

Fakat bilmek başka, yaşamak başkadır.

İnsan evladının toprağa verilişini hiçbir cümleyle kolaylaştıramaz. Bir annenin çocuğuna duyduğu özlemi hiçbir nasihat bitiremez. Bir insanın yıllarca emek vererek kurduğu yuvasının birkaç saniyede yok oluşuna “dünya malı” deyip geçmek kolaydır.

Acının karşısında bazen söylenecek en doğru söz nasihat değil, sessizlik ve merhamettir.

Çünkü inancın özü sadece sabret demek değildir.

Bir yarayı görmek, bir yetimin başını okşamak, bir komşunun kapısını çalmak, sofrandaki ekmeği paylaşmak, unutulanı unutmamak da imandandır.

Belki de 6 Şubat bize en ağır şekilde şunu hatırlattı:

Bu dünyada hiçbirimizin yarını garanti değil.

Bugün kızdığımız insan yarın olmayabilir.

Bugün “sonra ararım” dediğimiz annemiz, babamız, kardeşimiz için o “sonra” hiç gelmeyebilir.

Bugün sahip olduğumuz ev, eşya, para ve makam birkaç dakika içinde anlamını kaybedebilir.

Geriye sadece insanların kalbinde bıraktığımız iz kalır.

Bu yüzden hâlâ vaktimiz varken sevdiklerimize sarılmak gerekir.

Kırgınlıkları büyütmemek gerekir.

Anne babanın duasını almak, çocuklarımızla daha fazla vakit geçirmek, komşumuzun derdini sormak gerekir.

Çünkü ölüm bize uzak bir ihtimal gibi görünse de 6 Şubat gecesi binlerce insan yatağına ertesi sabah uyanacağını düşünerek girdi.

Sabah olduğunda ise bazı şehirlerde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Bugün yıllar geçmiş olabilir.

Yeni binalar yapılabilir.

Yeni yollar açılabilir.

Şehirlerin görüntüsü değişebilir.

Ama bazı boşlukların üzerine bina dikemezsiniz.

Bir annenin kaybettiği evladın yerine yenisini koyamazsınız.

Bir çocuğa “babanın yerine başkası gelir” diyemezsiniz.

Bir insanın geçmişini yeniden satın alamazsınız.

Onun için deprem bölgesindeki insanlara baktığımızda sadece yeniden yapılan şehirleri değil, yeniden hayata tutunmaya çalışan ruhları da görmemiz gerekiyor.

Ve en önemlisi unutmamamız gerekiyor.

Çünkü unutmak, ikinci kez kaybetmektir.

6 Şubat’ta hayatını kaybedenleri rahmetle anmak sadece yıldönümünde birkaç cümle paylaşmak değildir. Geride kalanları hatırlamak, onların sesini duymak, ihtiyaçlarını görmek ve acılarını küçümsememektir.

Biz hayatımıza devam edeceğiz.

Güleceğiz de.

Çalışacağız da.

Yeni evler kuracağız.

Çocuklarımız büyüyecek.

Belki yeniden mutlu bile olacağız.

Ama bu, unuttuğumuz anlamına gelmeyecek.

Çünkü insan bazen yeniden gülerken bile içinde bir mezarlık taşır.

Ve belki bizi gerçekten insan yapan şey de budur:

Kaybettiklerimizi kalbimizde taşıyarak, Allah’ın bize emanet ettiği kalan hayatın hakkını vermeye çalışmak.

6 Şubat’ta kaybettiğimiz bütün canlara Allah’tan rahmet; geride kalanlara sabır, güç ve huzur diliyorum.

Rabbim bir daha hiçbir millete böyle bir acı yaşatmasın.

Ve bize de unutanlardan değil, hatırlayanlardan, anlayanlardan ve yaraya merhem olanlardan olmayı nasip etsin.

Paylaş Paylaş Paylaş
Etiket :
YORUMLARI GÖR
ÜYE YORUMLARI
Yorum yapabilmek için

Giriş Yap ya da Kayıt Ol