Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Adana iftar programımızda Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Özdağ açıklamalarında: “Ne yazık ki Ramazanları Ramazan, bayramları bayram tadında kutlayamıyoruz artık. Ramazan oruç ayı ama o kadar ağır bir ekonomik krizden geçiyor ki ülkemiz, 16 milyon emekli dul ve yetim aldıkları maaşla zaten oruç tutmak zorunda kalıyorlar Ramazan dışında da çünkü açlıkla boğuşuyorlar. Asgari ücretliler aldıkları maaşla açlık seviyesindeler. Onunla mücadele ediyorlar. Oruç, sabır ayı, kanaat ayı, şükür ayı ama Ramazan ayı aynı zamanda adalet ayı olmalı, kul hakkının yenilmediği ay olmalı. Ne yazık ki Ramazanlarda da Ramazan dışında da kul hakkının yendiğini, adaletsizliğin zirve yaptığını görüyoruz. Ben geçen sene Ramazan'da Silivri cezaevindeydim. Orada sahuru da tek başıma hücrede yapıyordum ve iftar vakti geldiği zaman da cezaevi çalışanları yemekleri birkaç saat önceden dağıtıyorlar. Bir kettle üzerinde ısıttığım çorbayı ve sonra da yemeği yiyerek orucumu açıyordum. Neden? Çünkü iddia Cumhurbaşkanı'na hakaret etmiştim, Antalya'da Mehmetçik katillerine af yok mitinginde konuşmuştum ve daha önce Karaman'da da ‘Mehmetçik katillerine af yok’ diye bir miting yapmıştık ve bu mitingden hemen önce İl Başkanlarımıza Antalya'da otelde de bir konuşma yaptım ve hazır olmalarını, mücadeleye hazır olmalarını söyledim. Antalya'da yaptığım bu konuşmadan dolayı İstanbul Başsavcılığı tarafından gözaltına alındım. Sonra bir başka suçtan Kayseri'de olayları çıkartma iddiasıyla tutuklandım. Oysa Kayseri Savcılığı benimle ilgili en ufak bir soruşturma yapmamıştı. Kayseri polisi de bütün raporlarda beni ve Zafer Partisi'ni aklamıştı. Sonra Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili iddianame hazırlandı. Mahkemeye gitti, mahkeme dedi ki ‘bu konuşma Antalya'da yapılmış, bu benim yetki alanıma girmez Ümit Özdağ Antalya'da yargılanmalı’. Cumhurbaşkanının avukatları dediler ki ‘Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul'da duydu televizyondan onun için davayı İstanbul'da açalım’. Ben de inanın şükrettim dedim ki ‘Cumhurbaşkanı ya Uganda seyahati sırasında bu konuşmayı Uganda'da izleseydi herhalde benimle ilgili davayı Uganda Başsavcılığı açacaktı’. Yüz polisle gözaltına alındığım hakaret davasından beraat ettim. Ben beraat ettim ama içeride hala benim suçsuz olduğuna inandığım birçok insan bulunmaya devam ediyor. Ya da yargılansalar ama tutuksuz yargılanabilirler. Hayır, onlar yargılanmaya devam ederken, onlara rüşvet verdiğini söyledikleri ve 700 seneyle yargılanan adam dışarıda dolaşırken korumalarla. Rüşvet aldığı iddia edilen adamlar ise içeride, hapiste tutulmaya devam ediliyor. Birkaç gün önce de Bolu Belediye Başkanı öğrencilere burs bulmak için yapmış olduğu çalışmalardan dolayı tutuklandı. Ama Mavi Çarşı’da çoğu çocuk olan 14 kişiyi yakarak öldüren PKK'lı terörist, Dem Parti tarafından Türkiye'nin değişik yerlerinde konferanslara götürülüyor. Orada demokrasi havarisi olarak konuşturuluyor ve birileri de onu alkışlıyorlar. Sonra da buna adalet deniyor. Yok böyle adalet. Biz bu adaletsizliğe isyan ediyoruz arkadaşlar. Bebek katillerini de affetmiyoruz. Mavi Çarşı’da insanlarımızı diri diri yakanları da Mehmetçiklerimize pusu kurarak arkadan vuranları da onları alkışlayanları da affetmiyoruz. Onları affetmeye hazırlananları da affetmiyoruz.
“KÜÇÜK BİR AZINLIĞIN MİLLİ GELİRDEN ALDIĞI PAY ARTARKEN KÜÇÜK BİR AZINLIK YOKSULLAŞIYOR”
Peki, sadece adaletsizlik mahkemelerde mi, yargıda mı? Hayır. Adaletsizlik arkadaşlar sokaklarda, adaletsizlik AVM'lerde, adaletsizlik çarşıda, pazarda, adaletsizlik her yerde. İnsanlar açlıkla boğuşuyorlar. Bakın bir tarafta küçük bir azınlık her geçen gün son 10 seneden bu yana zenginleşmeye devam ediyor. Onların milli gelirden aldığı pay artıyor. Ama geriye kalan milyonlar her geçen gün daha yoksullaşıyorlar. Onların milli gelirden aldığı pay azalıyor. Pazarlarda dolaşıyorum. 250 lirayla pazara alışverişe giden mutsuz kadınları görüyorum. Pazarda dolaşıyorum. Elinde boş torbayla, cebinde 100-150 lirayla bir kilo patates, bir kilo ıspanak alıp evine dönmek zorunda kalan emeklileri görüyorum. 50 liralık turp tarttığı zaman pazarcı 40 liralığı yok mu deyip 10 lira için o turpu almaktan vazgeçen kadınları görüyorum. Ama öte yandan bir parfümeriye giriyorum Eyüp Sultan'da. Herhalde diyorum bunun işleri kötü, neticede parfümeri. İnsanın ilk vazgeçeceği şey parfümdür. Yok dedi, işlerimiz çok iyi maşallah. Nasıl dedim ya? Biz ithal parfüm getiriyoruz dedi. Merak ettim birden, ‘en pahalı parfüm kaça?’ dedim ‘68 bin lira’ dedi. Arkadaşlar üç tane emekli bir araya gelse alamıyor. 68 bin lira. Bu konuşmanın videosu var bende. Onları tüketenler parfüm banyosu yapabiliyorlar. BMW'nin Orta Doğu Bölge Müdürü açıklama yapıyor. ‘Biz 2030'a kadar Türkiye pazarında müthiş mal satmaya devam edeceğiz, Türkiye pazarı öncülük yapıyor’ diyor. Kim bunları alıyor? İşte bu küçük azınlık, bunlar alıyorlar. Öbür tarafta ise 28 bin lira asgari ücretle yaşamaya çalışan insanlarımız. Onlar açlıkla mücadele ediyor. Emekliler, dulular, yetimler, onlar da açlıkla mücadele ediyor. Bakın açlık sınırı 32 bin lira, yoksulluk sınırı 105 bin lira arkadaşlar bu ülkede. Evet, ne yazık ki öyle. En düşük emekli maaşı 20 bin lira diyoruz, ya dulsanız? 14 bin lira, 15 bin lira. Tek başınıza o parayla geçinmek zorundasınız. Ama bu arada bir AK Partili milletvekili kalkıyor diyor ki ‘500 bin lira maaş alıyorum ama yetmiyor, size vereyim siz geçinin’ diyor. 500 bin lira. Milletvekili hem emekli maaşını alıyor hem milletvekili maaşını alıyor, ikisi ayda 500 bin lirayı ediyor arkadaşlar. Öbür taraftan bir Genel Başkan Yardımcısı da diyor ki, Gabar'da petrol bulduk, merak etmeyin, o petrol çıkacak, oradan gelecek refahı hep birlikte paylaşacağız. Hani Nasrettin Hoca'dan borcunu istemiş ya adam, demiş ki Nasrettin Hoca kolay, borcumu öderim. Nasıl ödeyeceksin? Hoca demiş, şuraya tel örgü öreceğim. Buradan koyun sürüleri geçecek. Ben oraya takılan yünleri toplayacağım, onları satacağım, borcunu ödeyeceğim. Adam gülmeye başlayınca peşin parayı gördün ya gülüyorsun demiş. Evet, aynı şeyi şimdi bize AKP grup başkan vekili yapıyor. Gabar Petrolü'nü gördük ya, hepimiz güldük zaten. Bizim önerimiz şu Zafer Partisi olarak, madem Sayın Grup Başkan Vekili Gabar Petrolü'nün bu kadar zenginlik getireceğinden eminsiniz, Gabar Petrolü'nden zenginlik gelene kadar siz emekli maaşınızı almaktan vazgeçin, bunu halka verin de görelim.
“İKTİDAR YANLILARININ DA MUHALİFLERİN DE YASALAR ÖNÜNDE AYNI HAKLARA SAHİP OLMASINI İSTİYORUZ”
Bakın, adaletsizlik deyince ‘devletin dini adalettir’ diyen bir dinin mensuplarıyız. ‘Adalet mülkün temelidir’ diyen bir devlet anlayışını temsil ediyoruz. Hazreti Muhammed, Peygamberimiz diyor ki, sizden önceki toplumların helak olmasına neden olan şey, onların içinden zengin ve soylu suç işlediği zaman cezasız bırakılır, fakir ve yoksul birisi suç işlediği zaman ona ceza verilirdi. Arkadaşlar, biz şimdi bunu yaşıyoruz. Zengin ve soyluysanız ceza almıyorsunuz, fakirseniz ceza alıyorsunuz. İşte Kızılay eski Genel Müdürünün kızı, trafik kazasında bir gencin ölümüne neden oldu, hiç tutuklanmadı, istenen hapis cezası düşürüldü, dava devam ediyor, çocuğun annesi sonuçta vazgeçti davacı olmaktan. Bu adalet değil. Bir de ilahi adalet var. Ama ilahi adalet olmadan önce yeryüzünde adalet istemek de bizim hakkımız. Biz de o adaleti istiyoruz. İktidar yanlılarının da muhaliflerin de yasalar önünde aynı haklara sahip olmasını istiyoruz.
Şimdi siz kafanızdan geçireceksiniz, bu hemşerilerim lafı nereden çıktı? Ümit Hoca, Gaziantepli, memleket yakın olduğu için mi Adana'ya iki saat hemşerilerim dedi. Zamanında Gaziantep'te bir konferansa gidiyorum. Beni davet eden sendika mensupları havaalanında beklerken kendi aralarında konuşmuşlar. Birisi demiş ki ya hocaya otelde yer ayırdınız mı? Soruyu sorulan kişi demiş ki ya hocaya niye yer ayıralım? Hoca Gaziantepli, burada akrabalarında kalır. Soruyu soran da demiş ki yok, hoca Kayserili. Adam burada açıkta kalacak. Neyse tartışmışlar Kayserili mi yoksa Gaziantepli mi? İyisi mi sekreterini arayalım demişler. Sekreterimi aramışlar. Sibel hanımdı o zaman sekreterim. Sibel hanım demişler Hocanın memleketi neresi? Gaziantep mi Kayseri mi? Nereden çıkardınız Gaziantep'i Kayseri'yi Hoca Adanalı demiş. Ben indim Gaziantep'te havaalanında arkadaşlar böyle gülerek beni karşıladılar. Ya hocam dediler, biz senin Adanalı olduğunu bilmiyorduk dediler. Dedim ki ben de bilmiyordum. Nereden çıktı dedim. Ya sekreterine sorduk o dedi dediler. Ben de dönünce Ankara'ya Sibel kızım dedim. Benim Adanalı olduğumu söylemişsin. Nereden çıktı dedim. Bilmem hocam bana hep Adanalı gibi geldiniz dedi. Evet, aslında Adanalılarla çok ortak bir yönümüz var. Adanalılar da kitabın ortasından konuşuyor, ben de kitabın ortasından konuşuyorum arkadaşlar. Tabii beni tek başıma tutuklamak kolay ama bütün Adana'yı tutuklayamazlar değil mi? Tutuklayamazlar.
“ŞU ANDA PKK İRAN'A SALDIRMAK ÜZERE HAZIRLIKLARINI TAMAMLIYOR”
Bu Ramazan'da başka üzücü şey daha devam ediyor. Şu anda Amerikan ve İsrail uçakları İran'ı haksız hukuksuz bir şekilde bombalıyorlar. Bir uluslararası hukukun olmadığı ortamda Ramazan'da bu ülke ağır şekilde bombalanıyor. Tabi bu bombardıman Güney Azerbaycan'da da Türk kardeşlerimizin yaşadığı şehirlerde de gerçekleşiyor. Tebriz bombalanıyor, Urumiye bombalanıyor. Buradan Adana'dan Tebriz'deki kardeşlerimize, Uumiye'deki kardeşlerimize sevgilerimizi ve dayanışma duygularımızı yolluyoruz. Allah yardımcıları olsun inşallah. Bu bombardıman gerçekleşirken bir şey daha görüyoruz. PKK ve KDP, Amerikan ve İsrail'in kışkırtmasıyla İran'a saldırmaya hazırlanıyorlar. Batı İran'da, Güney Azerbaycan'da belirli merkezlerin Amerikan ve İsrail uçakları tarafından bombalanmasının amacı da PKK'nın, Pejak'ın ve KDP'nin Güney Azerbaycan'a doğru yolunu açmak. Hani PKK silah bırakmıştı? Hani PKK teröre son vermişti? Hayır arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki komisyon ne derse desin, PKK silah bırakmadı. Şu anda PKK İran'a saldırmak üzere hazırlıklarını tamamlıyor.
“TÜRKİYE'Yİ PARÇALANMA SÜRECİNE GİRMİŞ DEVLET SÜRECİNE SOKMA GİRİŞİMİNE TÜRK MİLLETİ HAYIR DİYOR”
Bu olurken Türkiye'de önce Bahçeli, sonra DEM Başkanı, Öcalan için yeni bir statü istiyorlar. Öcalan'ın statüsü ne olacak? Öcalan bir narko terörist, bebek katilidir ve İmralı mahkumudur. Şimdi bu kişiye şükranlarını sunuyorlar. Bu adam Türkiye'ye huzur getiriyormuş. 1976'dan 2026'ya kadar bu topraklar üzerinde bazılarının annelerinin, babalarının, kardeşlerinin aramızda bulunduğu binlerce şehidimize, binlerce gazimize, binlerce yurttaşımızın ölümüne yol açan bu Öcalan denilen adam değil mi? Şimdi biz bu adamdan demokrasiyi mi öğreneceğiz? Biz bu adamdan hukuk devletini mi öğreneceğiz? Bu adama nasıl bir statü verecekler? Öcalan kendisine nasıl statü verileceğini geçtiğimiz hafta yapmış olduğu konuşmada açıklıyor zaten. Başmüzakereci ve yeniden kurulacak Cumhuriyetin kurucularından birisi olacakmış. Evet, böyle açıklıyor. Atatürk Cumhuriyeti yanlış kurmuş. Atatürk'ten önce de 2. Mahmud'dan itibaren bütün Osmanlı padişahları yanlış yapmışlar. Şimdi bu yanlışı düzelteceklermiş. Küstahlığa bakın, edepsizliğe bakın. Değerli arkadaşlar, bu yapılmak istenen, Türkiye'nin milli, üniter, laik devlet yapısına son verip, Türkiye'yi bir çok uluslu, parçalanma sürecine girmiş devlet sürecine sokma girişimine Türk milleti hayır diyor ve sandıkta da hayır diyecek. Öcalan bize devleti nasıl kuracağımızı ve nasıl yöneteceğimizi öğretemez. Öcalan bize hukuk ve devlet dersi veremez. Öcalan bize vatandaşlığı nasıl tanımlayacağımızı söyleyemez. Sevgili Adanalılar, lütfen şu cümleleri hafızanıza yazın: Anayasanın 66. maddesindeki vatandaşlığı yeniden tanımlamayı düşünenler, 66. maddeyle oynayanlar bilin ki vatanın kendisiyle oynuyorlardır. Buna Türk milleti asla müsaade etmeyecektir. Biz de Zafer Partisi olarak Türk milletinin hukukunu, Türk milletinin egemenliğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü olanca kararlılığımızla bugüne kadar nasıl savunduysak bugünden sonra da öyle savunmaya devam edeceğiz.” İfadelerine yer verdi.