Hayatımızdan biri çıktığında ilk yaptığımız şey çoğu zaman kendimizi suçlamaktır.

“Acaba nerede yanlış yaptım?”
“Daha fazla sabretse miydim?”
“Biraz daha anlayışlı olsaydım kalır mıydı?”
Oysa her giden, bizim hatamız değildir.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, kendimizi tanımamız için girer.
Bize sabrı öğretirler.
Sınır koymayı öğretirler.
Kimin sevgisini hak ettiğimizi, kimin karşısında kendimizden vazgeçtiğimizi öğretirler.
Ve bazen insan, birini kaybettiğini sanırken aslında kendini kurtarmıştır.
Sürekli kendini açıklamak zorunda olduğun yerde huzur yoktur.
Değerini kanıtlamak zorunda olduğun yerde sevgi yoktur.
Kendin olmaktan korktuğun yerde özgürlük yoktur.
Her defasında biraz daha sustuğun, biraz daha küçüldüğün, biraz daha kendinden vazgeçtiğin bir ilişkide kalmak; yalnızca birini kaybetmemek uğruna kendini kaybetmektir.
İnsan bir gün durup kendine şunu söylemeli:
“Ben artık kendimi eksilterek hiçbir hayatın içinde kalmayacağım.”
Bu gurur değildir.
Bu kibir hiç değildir.
Bu, insanın kendisine duyduğu saygıdır.
Çünkü herkes hayatımızda kalmak zorunda değil.
Bazı kapılar kapanır.
Bazı insanlar gider.
Bazı hikâyeler yarım kalır.
Ama zaman geçince anlarsın ki, bazı yarım kalan hikâyeler aslında seni tamamlamıştır.
Sana kim olduğunu hatırlatmıştır.
Sana sınırlarını öğretmiştir.
Sana kendi değerini yeniden göstermiştir.
Bu yüzden giden herkesin ardından ağlamayın.
Bazı vedalar acıtır ama iyileştirir.
Bazı ayrılıklar üzer ama özgürleştirir.
Bazı insanlar hayatından çıkar ve sen ilk kez kendine geri dönersin.
Unutma…
Bazıları kaybedilmez.
Bazıları, kendimizi yeniden bulabilmemiz için hayatımızdan çıkarılır.