ÖZLEMİN TAKVİMİ YOKTUR
Bazen insanın hayatı bir günde değişir derler. Ben buna artık inanıyorum.
6 Şubat’tan sonra benim için zaman durdu. Annemi ve babamı kaybettikten sonra hayat sanki olduğu yerde kaldı.
Meğer hayata beni bağlayan en büyük güç onlar mıymış…
Annemin bana ismimle seslenişini…
Babamın “Oğlum…” deyişini…
Meğer ne çok seviyormuşum.
İnsan bazı seslerin bir gün tamamen susacağını hiç düşünmüyor. Onlar gidince anlıyor ki, bir ev sadece duvarlardan ibaret değilmiş; anne kokusuymuş, baba duasıymış, birlikte içilen bir çaymış.
Bugün Antakya’nın sokaklarında dolaşan binlerce insanın yüreğinde de aynı sessizlik var. Kimi annesini, kimi babasını, kimi evladını, kimi çocukluğunu kaybetti. En ağır yük ise geride kalanların omuzlarında…
Biz sadece binalarımızı kaybetmedik. Hatıralarımızı, komşuluklarımızı, çocukluğumuzu ve geleceğe dair umutlarımızın büyük bir kısmını enkazın altında bıraktık.
Aradan yıllar geçse de acımız ilk günkü kadar taze. Çünkü özlemin takvimi yoktur.
Artık tek isteğimiz var…
Lütfen Antakya halkının daha fazla yorulmasına, daha fazla beklemesine, daha fazla umutsuzluğa sürüklenmesine izin vermeyin. İnsanlar doğdukları şehirde yeniden yaşamak, anne babalarının mezarına kolayca gidebilmek, çocuklarını kendi memleketlerinde büyütebilmek istiyor.
Yeter artık…
Allah aşkına, Antakya halkına yaşatılan bu belirsizliği ve bu manevi yükü sona erdirin. Biz ayrıcalık değil, sadece en temel hakkımızı; memleketimize, evimize ve hayatımıza yeniden kavuşmayı istiyoruz.
Çünkü bazı yaralar zamanla değil, adaletle ve vicdanla iyileşir.