BEN KİMİM?
İnsanın hayatı boyunca kendisine sorduğu en zor soru belki de budur:
“Ben kimim?”
İsimlerimiz vardır, mesleklerimiz vardır, unvanlarımız, ailelerimiz, dostlarımız, başarılarımız…
Ama bütün bunları bir kenara bıraktığımızda geriye kim kalırız?
Bir gün herkesin beklentileri susar.
Kimsenin ne düşündüğünü önemsemediğimiz bir gece gelir.
Telefon elimizden düşer, kalabalık dağılır, alkışlar biter.
Ve insan ilk kez kendisiyle baş başa kalır.
İşte o zaman gerçek soru ortaya çıkar:
“Ben, başkalarının benden beklediği kişi miyim; yoksa gerçekten olmak istediğim kişi mi?”
Bazen yıllarca iyi evlat olmak için kendimizden vazgeçeriz.
İyi eş olmak için susarız.
İyi anne, iyi baba, iyi dost olmak için kendi ihtiyaçlarımızı erteleriz.
Sonra bir gün aynaya bakar ve kendimizi tanımakta zorlanırız.
Çünkü başkalarını memnun etmeye çalışırken kendimizden uzaklaşmışızdır.
Oysa insanın kendisini tanıması bencillik değildir.
Tam tersine, kendini tanımak insanın hayatına karşı en büyük sorumluluğudur.
Neye “hayır” dediğini bilmek…
Neye asla ihanet etmeyeceğini bilmek…
Neyi sevdiğini, neden korktuğunu, ne uğruna mücadele edeceğini bilmek…
İşte karakter burada başlar.
Çünkü insanı sahip oldukları değil, zor zamanlarda kim olduğu anlatır.
Herkes güçlü görünürken güçlü olmak kolaydır.
Asıl mesele kimse görmezken doğru kalabilmektir.
Kimse alkışlamazken iyilik yapabilmek,
haklıyken incitmemek,
kırılmışken kalp kırmamayı seçmek,
kaybettiğinde bile karakterinden vazgeçmemektir.
Belki de “Ben kimim?” sorusunun cevabı tam olarak burada saklıdır.
Sen, başkalarının sana verdiği isimlerden ibaret değilsin.
Sen; düştüğünde nasıl kalktığınsın.
Kırıldığında nasıl iyileştiğinsin.
Gücün elindeyken insanlara nasıl davrandığındır.
Ve belki hayatın en büyük olgunluğu şudur:
Kendini bulmak için dünyadan uzaklaşmak değil, dünyanın içinde kendini kaybetmemeyi öğrenmek.
Bir gün kendimize dürüstçe cevap verebilirsek, hayatımız da değişmeye başlar.
“Ben kimim?” diye sormaktan korkmayalım.
Çünkü bu soru insanı yıkmaz.
İnsanı, kendisine götürür.
Ve insan kendisini gerçekten tanıdığı gün, başkalarının hayatında kendisine biçtiği role değil, kendi vicdanının gösterdiği yola yürümeye başlar.
İşte o gün insan sadece yaşamaz.
Kendi hayatının sahibi olur.