MENÜ

Kadim Şehrin Yorgun Ruhu: Antakya’nın Kalbinden Geçen Sızı

Yayınlanma Tarihi : 22.06.2026 23:29 Bu haber 654 defa okundu

Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olan Kurtuluş Caddesi’nde, meşalelerin aydınlattığı o şaaşalı Roma gecelerinden bugüne ne çok şey değişti... 

Paylaş Paylaş Paylaş
Kadim Şehrin Yorgun Ruhu: Antakya’nın Kalbinden Geçen Sızı

Tarih boyunca yedi kez yıkılıp küllerinden yeniden doğan, Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapan, kralları, imparatorları ve bilgeleri ağırlayan o ihtişamlı Antakya, şimdilerde tarihinin en ağır, en hoyrat imtihanlarından birini veriyor. Ve ne yazık ki bu kez yorulan sadece binalar değil; Antakya’nın o zarif, o çok kültürlü ruhu da benim gibi yorgun, benim gibi kırgın.

​Sokaklarına her adım attığımda şehri ayağa kaldırma iddiasıyla yapılan çalışmaları izliyorum. Elbette yeniden inşa edilmeli, elbette ayağa kalkmalı bu kadim topraklar. 

Ancak iyileştirmek, hoyratça hırpalamak demek değildir. 

Antakya’nın gerdanlığı, medeniyetlerin can suyu olan o asil Asi Nehri’nin kenarında tepinen iş makinelerini gördükçe içimden bir parça daha kopuyor. Nehrin o sakin akışına refakat eden asırlık çınarların, tarihi köprülerin hafızası, yerini dozer seslerinin yarattığı bir kakofoniye bıraktı. Asi, sanki tarihin bu hoyratlığına ağlar gibi daha bulanık, daha kederli akıyor artık.

​"Antakya, sadece taştan ve topraktan ibaret bir coğrafya değildir; o, üzerinde yürüyen herkesin ruhuna sinen bir yaşam biçimidir."

​Biz bu sokaklarda Habib-i Neccar’ın vakarını, Saint Pierre’in yankısını, Musevi, Hristiyan ve Müslüman hemşehrilerimizin bir arada çarpan kalbini soluyarak büyüdük. 

Gastronomisiyle dünyayı büyüleyen, dar sokaklarındaki her bir taşında binlerce yıllık yaşanmışlık barındıran o şanlı geçmiş, bugün ağır iş makinelerinin demir paletleri altında eziliyor. 

Şehri ihya ederken hafızasını yok etme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bir kenti kent yapan, sadece harç ve beton değil, onun geçmişten bugüne taşıdığı estetik ve ruhtur.

​Bugün Antakya da benim gibi sessiz bir çığlık atıyor. 

Üzerindeki bu hoyrat elin, bu aceleci ve saygısız dokunuşların bitmesini bekliyor. 

Bizler, bu toprakların evlatları olarak, onun o eski şaaşalı, zarif ve gururlu günlerini özlüyoruz.

​Dilerim ki bu yıkım ve yeniden yapım süreci, Antakya’nın kimliğini tamamen silmeden son bulur. 

Çünkü Antakya’nın ruhu ölürse, tarihin bir sayfası sonsuza dek kapanır ve biz o sayfanın altında kalırız. 

Kadim şehrin yaralı ruhuna sevgiyle, saygıyla ve en önemlisi onun şanına yakışır bir zarafetle dokunulması ümidiyle...

“İYİ GÜNLER” de buluşmak dileğiyle…

Paylaş Paylaş Paylaş
Etiket :
YORUMLARI GÖR
ÜYE YORUMLARI
Yorum yapabilmek için

Giriş Yap ya da Kayıt Ol